Bugun...


KONUK YAZAR

facebook-paylas
KADIN PEYGAMBERLER – 1 / İBRAHİM SEDİYANİ
Tarih: 08-02-2020 00:42:00 Güncelleme: 08-02-2020 01:16:00


İslam dünyasında yaygın olan inanışa göre, Allah hiç kadın peygamber göndermemiştir, gönderilen peygamberlerin (313 resul ve 124 bin nebi) tamamı erkektir. Ancak Müslümanlar’ın bu inancı doğru değildir.

     Gerçek şu ki, Allah Tebareke ve Teâlâ, toplumları doğru yola iletmek, insanlara hakkı, adaleti, erdemi ve tevhîdi öğretmek için kadın peygamberler de göndermiştir.

     Üstelik bu kadın peygamberlerin isimleri ve yaşamları, yaptıkları tebliğler, yine Müslümanlar’ın aynı Allah tarafından gönderildiklerine inandıkları Tevrat ve İncil’de açık biçimde ve akıcı bir dille anlatılmaktadır. Ancak Kur’ân’da kadın peygamberlerden hiç sözedilmez.

     Elbette Kur’ân’da bir şeyden bahsedilmemesi, o şeyin hiç olmadığı anlamına gelmez. Örneğin Kur’ân’da sadece 27 peygamberden sözedilir, ancak bu, tarih boyunca yalnızca 27 peygamberin gelmiş olduğu anlamına gelmez. Zirâ yine İslamî kaynaklardan biliyoruz ki, tarih boyunca 313’ü resul (1) (bir görüşe göre de 315 (2)) olmak üzere toplam 124.000 peygamber (3) (bir görüşe göre de 224.000 (4)) gelmiştir. Ancak Kur’an bu yüzbini aşan isimlerin hepsinden bahsetmek zorunda değildir; bahsetmemesi ise onların hiç olmadığı anlamına gelmez. Kur’ân kar yağışından da bahsetmez; kanguru, timsah gibi hayvanlardan da bahsetmez. Ancak bu, kar denen bir doğa olayının olmadığı, dünyada kanguruların ve timsahların hiç yaşamadığı anlamına gelmez. Aynı şekilde, Kur’ân, kimlerle evlenemeyeceğimizi tek tek belirtirken, anneyi, çocukları, kızkardeşi, yeğenleri, halayı, teyzeyi zikretmekte ancak nineyi, torunları zikretmemektedir (5); fakat bu, ninemizle veya torunlarımızla evlenebileceğimiz anlamına gelmez.

     Biz bu ilginç ve bir o kadar da albenili çalışmamızda, önce Müslümanlar’daki “hiç kadın peygamber gelmemiştir” inancının kaynağını irdelemeye ve bulmaya çalışacak, daha sonra da tarih boyunca Allah tarafından gönderilmiş olan kadın peygamberleri tanıtacak, onların hayatlarını ve mücadelelerini siz sevgili okurlarımıza anlatacağız.

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

     MÜSLÜMANLAR’DAKİ “HİÇ KADIN PEYGAMBER GELMEMİŞTİR” İNANCI NEREDEN KAYNAKLANIYOR?

     Müslümanlar’daki “hiç kadın peygamber gelmemiştir” inancı, Kur’ân-ı Kerim’deki konuyla ilgili üç âyetin yanlış tefsirinden ya da hatalı anlaşılmasından kaynaklanmaktadır. Bunlar; Nahl sûresi 43. âyet, Yusuf sûresi 109. âyet ve Enbiya sûresi 7. âyettir.

     Şimdi bu âyetlerin nasıl tercüme edildiğine ve o kelimenin orijinal metinde ne olduğuna bakalım:

     “Biz senden evvel kendilerine vahyettiğimiz ‘erkeklerden’ (‘ricalen’) başka peygamber göndermedik. Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun.” (6)

     “Biz senden önce şehirler halkına kendilerine vahyettiğimiz ‘erkekler’ (‘ricalen’) dışında elçi göndermedik. Hiç yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görmüş olsunlar? Korkup sakınanlar için âhiret yurdu elbette daha hayırlıdır. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz?” (7)

     “Biz senden önce de kendilerine vahyettiğimiz ‘erkekler’ (‘ricalen’) dışında elçi göndermedik. Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun.” (8)

     Kur’ân-ı Kerim’de konudan bahseden her üç âyette de “ricalen” (ﺮﺠﺎﻻ) kelimesi kullanılmış, bu kelime ise her üç yerde de “erkekler” olarak tercüme / tefsir edilmiştir. Oysa bu cinsiyetsiz bir sözcük olup, her üç âyette de “erkekler” anlamında değil, “insanlar” anlamında kullanılmıştır.

     Arapça bilen herkes gayet net bir şekilde bilir ki, Arapça’da kelimeler üç harfli kombinasyonlar şeklinde türer. Bu âyetlerde “erkekler” diye çevrilen “ricalen” kelimesinin kökü de “rcl” (ra – cim – lam)’nin kombinasyonlarıdır. Kur’an’da başka yerde de kullanılan bu kavram, oralarda “erkekler” şeklinde çevrilmemiştir.

     Kur’ân’ı doğru anlamanın ve sahih tefsir etmenin en sağlıklı yolu, “Kur’ân’ı Kur’ân ile tefsir etmek”tir. Bunu yaparsak, doğru sonuca rahatlıkla varacağız. Dolayısıyla bu yöntemi takip edebilmek için, aynı kelime, “ricalen”, Kur’ân’da başka nerelerde, hangi konularda ve hangi anlamda kullanılmış, ona bakmamız gerekiyor.

     Kur’ân’da aynı ifadenin kullanıldığı bazı âyetler:

     “Allah her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan bazıları karnı üzerinde yürümekte, kimi ‘iki ayağı’  (‘ricleyn’) üzerinde yürümekte, kimi de dört ayağı üzerinde yürümektedir. Allah dilediğini yaratır. Şüphesiz Allah herşeye güç yetirendir.” (9)

     Görüldüğü üzere burada, Nûr sûresinin 45. âyetinde aynı kelime, “iki ayağı üzerinde yürüyen canlılar” anlamında kullanılmış, hiçbir müfessir veya Kur’ân çevirmeni de bunu “erkekler” şeklinde tercüme etmemiştir. Yani hiçbir İslam âlimi, müfessiri kalkıp da bu âyeti “Allah her canlıyı sudan yarattı. Önce sürüngenleri yarattı, sonra erkekleri yarattı, sonra dört ayaklı hayvanları yarattı. Allah dilediğini yaratır” şeklinde tercüme etmemiştir. Oysa kullanılan kelime aynı kelime, “ricleyn” (ﺮﺠﻠﻴﻦ) kelimesidir.

     Kur’ân’da aynı kelimenin geçtiği başka bir âyete bakalım:

     “Onlardan güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya uğrat, atlılarınla ve ‘yayalarınla’ (‘recilike’) onların üzerine yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara vaadlerde bulun. Şeytan onlara aldatmadan başka bir şey vaadetmez.” (10)

     Görüldüğü üzere bu âyette de aynı kelime aynı anlamda kullanılmıştır. “At üstünde yol alanlar” için “bixeylike” (ﺒﺨﻴﻠﻚ) kelimesi kullanılırken, “yayalar” yani “iki ayağı üzerinde yürüyenler” için “recilike” (ﺮﺠﻠﻚ) kelimesi kullanılmıştır. Kullanımda ise herhangi bir cinsiyet vurgusu yoktur.

     Kur’ân’da aynı kelimenin geçtiği başka bir âyete bakalım:

     “Ve eğer onlar Tevrat’ı, İncil’i ve kendilerine Rabbleri’nden indirilen Kur’ân’ı ayakta tutsalardı, elbette üstlerinden ve ‘ayaklarının altından’ (‘erculihim’) sayısız nimeti yiyeceklerdi. İçlerinde aşırı olmayan bir ümmet vardır. Onlardan çoğunun yaptıkları ise ne kötüdür!” (11)

     Görüldüğü üzere bu âyette de aynı kelime “erculihim” (ﺍﺮﺠﻠﻬﻢ) biçiminde geçmekte ve “ayaklarının altından” anlamına gelmektedir. “Üstlerinden” anlamında ise “fewqihim” (ﻔﻮﻗﻬﻢ) kelimesi kullanılmıştır.

     Kur’ân’da aynı kelimenin geçtiği başka bir âyete bakalım:

     “Onların ‘yürüyecek ayakları’ (‘erculun’) mı var? Yahut tutacak elleri mi var? Veya görecek gözleri mi var? Ya da işitecek kulakları mı var? De ki: ‘Haydi çağırın ortaklarınızı, sonra bana tuzak kurun da bana göz açtırmayın bakalım.’” (12)

     Görüldüğü üzere bu âyette de aynı kelime “erculun” (ﺃﺮﺠﻞ) biçiminde geçmekte ve “insana ait ayaklar” yani aynı şekilde “iki ayak” anlamına gelmektedir. Burada kastedilen ise sadece erkekler değil, erkek – kadın bütün insanlardır.

     Kur’ân’da aynı kelimenin geçtiği başka bir âyete bakalım:

     “Ey imân edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ‘ayaklarınızı da’ (‘erculekum’).” (13)

     Abdestin nasıl alınacağını öğreten bu âyette de, “ayaklarınızı da” ibaresi “erculekum” (ﺍﺮﺠﻠﻛﻢ) şeklinde ifade edilmektedir.

     Kur’ân’da aynı kelimenin geçtiği başka bir âyete bakalım:

     “‘İki ayağını’ (‘riclik’) yere vur. İşte hem yıkanacak hem içilecek su.” (14)

     Burada yine aynı kelime aynı anlamda kullanılmıştır, “iki ayak” anlamında “riclik” (ﺮﺠﻠﻚ).

     Kur’ân’da aynı kelimenin geçtiği başka bir âyete bakalım:

     “O gün dilleri, elleri ve ‘ayakları’ (‘erculuhum’) işledikleri kötülükler konusunda aleyhlerinde şahitlik edeceklerdir.” (15)

     Görüldüğü üzere bu kelime Kur’ân’ın hangi âyetinde geçmişse, hep aynı anlamda kullanılmış ve her seferinde “iki ayak” yani “iki ayağı üzerinde yürüyen insan”a vurgu yapılmıştır. Kur’ân’ın hiçbir yerinde bu kelime cinsiyete vurgu yapmamış, hiçbir biçimde “erkekler” anlamında kullanılmamıştır. Öyle bir anlamı da yoktur zaten.

     Kadınlara peygamberliği yakıştırmayan erkekegemen ve cinsiyetçi bir zihniyete sahip oldukları için, daha önce aktardığımız Nahl sûresinin 43. âyeti, Yusuf sûresinin 109. âyeti ve Enbiya sûresinin 7. âyetinde geçen aynı kelimeyi direk olarak – işlerine öyle geldiği için – “erkekler” şeklinde tefsir eden İslam âlimleri ve müfessirleri, diğer aktardığımız bütün âyetlerde geçen bu aynı kelimeyi “erkekler” şeklinde tercüme etmemişler, etme ihtiyacı hissetmemişlerdir. Böylece asıl anlamına sadık kalarak, “iki ayağı üzerinde yürüyen canlılar” şeklinde tercüme etmişlerdir ki, bu ifade de esasında “insanlar” anlamındadır.

     Dolayısıyla ilk başlarda aktardığımız ve peygamberliğin anlatıldığı Nahl sûresinin 43. âyeti, Yusuf sûresinin 109. âyeti ve Enbiya sûresinin 7. âyetinin doğru meali şu şekilde olmalıdır:

     “Biz senden evvel kendilerine vahyettiğimiz ‘iki ayağı üzerinde yürüyen insanlardan’ (‘ricalen’) başka peygamber göndermedik. Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun.” (16)

     “Biz senden önce şehirler halkına kendilerine vahyettiğimiz ‘iki ayağı üzerinde yürüyen insanlar’ (‘ricalen’) dışında elçi göndermedik. Hiç yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görmüş olsunlar? Korkup sakınanlar için âhiret yurdu elbette daha hayırlıdır. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz?” (17)

     “Biz senden önce de kendilerine vahyettiğimiz ‘iki ayağı üzerinde yürüyen insanlar’ (‘ricalen’) dışında elçi göndermedik. Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun.” (18)

     Kur’ân’da bunun bu şekilde ifade edilmiş olmasının sebebi ise, Hz. Muhammed (sav)’in peygamberliğine itiraz eden Mekkeli müşriklerin, “Bize elçi olarak bir melek gönderilmeli değil miydi?”, “O da bizim gibi bir insan iken, Tanrı’nın bize elçi olarak seçtiğine nasıl inanalım?” şeklindeki itirazlarına cevap olsun diyedir. Kur’ân’ın burada muhataplarına anlatmak istediği nokta, daha önce de Tanrı tarafından seçilip gönderilmiş olan peygamberlerin “erkekler” olduğu değil, “sizler gibi iki ayağı üzerinde yürüyen insanlar” olduğudur. Zira onların itirazı cinsiyete değil, canlı türünedir.

     Allah, daha önce gönderdiği tüm peygamberlerin “erkek” olduğunu Mekkeli müşriklere niçin anlatma ihtiyacı hissetsin ki? Onlar, “erkek” olduğu için mi Hz. Muhammed’in peygamberliğine itiraz ettiler? Hayır, “kendileri gibi iki ayağı üzerinde yürüyen bir insan” olduğu için itiraz ettiler. Bunun için, “Bir melek gönderilmeli değil miydi?” dediler. Hz. Muhammed “erkek” olduğu için değil, “insan” olduğu için müşrikler O’nun peygamberliğini kabul etmediler.

     Bütün İslam tefsircileri, bu âyetlerin iniş sebebi olarak, Hz. Muhammed (sav)’in peygamberliğine itiraz eden Mekkeli müşriklerin, “Bize elçi olarak bir melek gönderilmeli değil miydi?”, “O da bizim gibi bir insan iken, Tanrı’nın bize elçi olarak seçtiğine nasıl inanalım?” şeklindeki itirazlarına cevap olsun diye olduğunu belirtmişlerdir. Tefsirciler şöyle derler: “Kureyş müşrik­leri Resulullah (sav)’ın peygamberliğini inkâr ettiler ve ‘Allah, bir insanı peygamber göndermekten yücedir. Bize bir melek gönderse ya’ dediler. Bunun üzerine bu âyetler indi.” (19)

     Zaten âyetlerin devamında da “Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun” denmektedir ki, buradaki “zikri ehli”nden kasıt, İslam âlimlerinin genel kabulüne göre, “kitap ehli”dir. (20) Yani Musevîler ve Hristiyanlar’dır. Âyetin bağlamına göre başka da bir anlam yüklemek mantıksız olur zaten. E madem bilmiyorsak onlara soracağız, Tevrat ve İncil’de zaten kadın peygamberlerin isimleri ve yaşamları ayrıntılı biçimde anlatılmaktadır. Ki biz bunu biraz sonra siz sevgili okurlarımızla paylaşacağız.

     Madem ki Kur’ân “eğer bilmiyorsanız onlara sorun” demektedir, o zaman biz de “bilmediğimiz için” onlara soralım bakalım, kadın peygamberler var mıymış yok muymuş…

     KADIN PEYGAMBERLER VARDIR

     Allah, toplumları doğru yola iletmek, insanlara hakkı, adaleti, erdemi ve tevhîdi öğretmek için kadın peygamberler de göndermiştir. Bu kadın peygamberlerin isimleri ve yaşamları, yaptıkları tebliğler, Tevrat ve İncil’de ayrıntılı bir şekilde anlatılmaktadır.

     Kutsal kitap Tevrat’ta kadın peygamberler Miryam’dan (21), Deborah’tan (22), Hulda’dan (23) ve Nadya’dan (24) sözeder.

     “O sırada İsrail’de, Lappidot’un karısı Deborah Peygamber hakimlik yapıyordu.” (25)

     “… Şallum’un karısı Hulda Peygamber’e gittiler.” (26)

     Kutsal kitap İncil’de de “Aşer oymağından Fenuel’in kızı Anna adında çok yaşlı bir peygamber vardı. Genç kız olarak evlenip kocasıyla yedi yıl yaşadıktan sonra dul kalmıştı” (27) âyetiyle bir başka kadın peygamberden bahsedilir.

     Yahudilik’in sözlü kanununun kâğıda dökülmüş derlemesi olan Talmud, toplam 48 erkek peygamber ve 7 kadın peygamber sayar. Kadın peygamberler, yaşadıkları tarih sırasına göre Sara, Miryam, Hannah, Abigail, Deborah, Hulda ve Esther’dir. (28)

     Allah’ın kadın peygamberler de gönderdiğini kabul eden İslam âlimleri hatta İslam mezhepleri de olmuştur. Örneğin Sünnî Eşarîlik mezhebinin imamı Ebû Hasan Ali ibn-i İsmail ibn-i İshaq el- Eşarî (873 – 935), peygamberlik için “erkek olma” şartı gerekmediğini, Allah’ın insanlara kadın peygamberler de gönderdiğini kabul etmektedir. (29) İmam Eşarî, Allah tarafından gönderilen 6 kadın peygamberden sözeder. Bunlar; ilk kadın Havva, İbrahim’in eşi (İshaq’ın annesi) Sara, İbrahim’in eşi (İsmail’in annesi) Hacer, Firavun’un eşi (Musa’yı büyütüp himaye eden) Asiye ve İsa’nın annesi Meryem’dir. (30)

     Eşarî haricinde pekçok İslam âlimi de Kur’ân-ı Kerim’deki şu iki âyete dayanarak, Hz. İsa (as)’nın annesi Hz. Meryem (as)’in peygamber olduğuna hükmetmişlerdir:

     “Hani melekler şöyle seslenmişlerdi: ‘Ey Meryem! Allah seni seçti, seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı’.” (31)

     “Kitapta Meryem’i de zikret. Hani O ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir yere çekilmişti. Sonra onlardan yana (kendilerini gizleyen) bir perde çekilmişti. Böylece O’na rûhumuzu (Cebrail’i) gönderdik. (Cebrail) O’na düzgün bir insan kılığında görünmüştü. (Meryem) Demişti ki: ‘Gerçekten ben, senden Rahman (olan Allah)’a sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma).’ (Cebrail de) Demişti ki: ‘Ben yalnızca Rabb’den gelen bir elçiyim. Sana tertemiz bir erkek çocuk bahşetmek için (buradayım)’.” (32)

     Allah’ın Meryem’e vahyetmesi, O’na Cebrail’i göndermesi (ki peygamberlere gönderilen melektir), Hz. Meryem’in bir peygamber olduğuna açık işaret olarak görülmüştür.

     Ancak İslam âlimlerinin geneli ve Müslümanlar, nedense kadınlara peygamberliği bir türlü yakıştıramamışlardır. Kadından peygamber olamayacağının (!) gerekçelerini ileri sürerken de, kadının biyolojik özelliklerine vurgu yapmışlar, “kadın zayıftır, zorluklara ve sıkıntılara katlanamaz”, hatta “kadınların aybaşı gibi özel günleri vardır”, “hamile kaldığında vazifesini yapamaz” gibi ancak 5 – 10 yaş arası çocukların ikna olabileceği komik gerekçeler sıralamışlar, hatta hatta “kadınlar çekicidir, peygamberlik yaparsa güzellikleri nedeniyle erkekler onlara farklı gözlerle bakabilir, erkekler tahrik olabilir” gibi hakikaten insanın midesini bulandıran sebepler ileri sürmüşlerdir.

     Boşuna dememişler, “Arifin fikri neyse zikri de odur” diye. Sağlıklı bir akla sahip her insanın gülüp geçeceği bu söylemler, mâlesef ilim sahibi İslam âlimlerinin ağzından çıkmış söylemlerdir ve bunları kadınların peygamber olamayacağının gerekçeleri olarak rahatlıkla sıralayabiliyorlar. Benim asıl hayret ettiğim nokta ise, kadınları alenen aşağılayan bu tür söylemleri, yazıları ve vaazları dinleyen Müslüman hânımların, bu tür söylemlerin sahiplerine “Hocam Allah sizden razı olsun, bu konuda bizi aydınlattınız”, “Sağolun hocam, sayenizde kafamızdaki pekçok sorunun cevabını bulmuş olduk” şeklinde karşılık vermesidir.

     İnsan bazen ne diyeceğini bilemiyor. Dîn, böyle bir afyondur işte. Karşınızdaki kişiye hakaret de etseniz, o yine de rahatsız olmaz, üstüne bir de sizi tasdik eder. Çünkü siz “Tanrı adına” konuştuğunuz için, karşınızdakiler zaten sizi bir tür vecd halinde, kendi kendisini içgüdüsel olarak uyuşturarak, söyleyeceklerinizi daha en başından kabul etmek üzere kendini şartlayarak dinlemektedir.

     Oysa hayat şartlarına, zorluk ve sıkıntılara karşı kadınların erkeklere nazaran çok daha fazla dayanıklı oldukları, metanetlerini daha iyi koruyabildikleri bir gerçektir. Acı, zûlüm ve baskılara dayanma konusunda dahi kadınlar erkeklerden daha üstündürler.

     Hele hele hamilelik, aybaşı gibi gerekçeleri ileri sürmek için, insanın hakikaten nasıl bir zihin yapısına sahip olması gerekiyor acaba? Bugün 7 milyarlık dünya nüfûsunun yarısı kadındır. Milyonlarca değil milyarlarca kadın, farklı farklı iş sahalarında çalışmaktadır. Fabrikada veya tarlada çalışan kadından tutun, doktorluk veya öğretmenlik yapan, gazetecilik, avukatlık yapan kadınlara kadar. Bu kadınlar, acaba aybaşı halleri her olduğunda işyerinden 10 gün izin mi almaktadırlar? Örneğin, bir kadın öğretmen, âdet olduğu zaman bir hafta okula gitmemekte midir? Bunca kadının siyasetçi, sanatçı, sporcu olmasına “kadınlık” engel değildir de, peygamber olmasına mı engeldir? Kaldı ki, diğer mesleklere nazaran, peygamberlik konusunda Allah’ın her türlü yardımına ve korumasına da sahip iken? Öyle “sıkıntılar” sahiden olsa bile, Allah istese o sıkıntılı hallerinde ona yardım edemez mi? Dayanma gücü veremez mi?

     Oysa sadece Kur’ân’daki anlatımlara bakıldığında bile görülecektir ki, Hz. Hacer, Hz. Asiye ve Hz. Meryem gibi kadınlar, erkek peygamberlerin pek çoğundan meziyet olarak çok daha üstündürler. Hem karakter olarak, hem ahlâk olarak, daha yücedirler. Bunu bizzat Kur’ân’ın kendi anlatımından rahatlıkla anlamak mümkün. Aynı şekilde, Hz. Sümeyye, Hz. Hatice ve Hz. Fatımâ gibi kadınların (Yüce Tanrı’nın selamı üçünün de üzerine olsun), Peygamber’in diğer sahabelerinden hem karakter olarak hem ahlâk olarak daha üstün olmadıklarını kim iddiâ edebilir?

     Biz erkekler böyleyiz işte. İş tarlada çalıştırmaya, mutfakta yemek pişirmeye, canı çıkana kadar evi temizlemeye, ayaklarını yıkatmaya, çocuk bakmaya gelince kadınların “biyolojik olarak zayıf oluşlarını” hiç dikkate alma, aybaşı da olsa hamile de olsa kadınları yine de bütün bunları yapmaya zorla, fakat iş peygamberlik, imamlık, yöneticilik, başbakanlık, cumhurbaşkanlığına gelince “biyolojik olarak zayıf oluşlarını” engel olarak gör, aybaşı ve hamilelik hallerini gerekçe olarak sun!

     Allah kadın peygamberler göndermiştir ve bunu da “İslam’daki imânın 6 şartından biri olarak” Allah’ın kutsal kitabı olarak kabul ettiğimiz Tevrat’ta açık biçimde belirtmiştir.

     “… Ve ondan sonra vaki olacak ki, bütün beşer üzerine rûhumu dökeceğim. Oğullarınız da, kızlarınız da peygamberlik edecekler.” (33)

     Şimdi isterseniz gelin, Allah’ın gönderdiği bütün kadın peygamberleri yakından tanıyalım.
 

devamını okumak için sırayla tıklayıız

Kadın peygamberler 2

Kadın peygamberler 3

Kadın peygamberler 4

Kadın peygamberler 5

Kadın peygamberler6

Kadın peygamberler 7

Kadın peygamberler 8

Kadın peygamberler 9

Kadın peygamberler 10

...devamı 10-.26

 

     DİPNOTLAR:

(1): Taberî, Tarih, cilt 1, s. 150 / Ahmed ibn-i Hanbel, El- Müsned, cilt 5, s. 265 – 266 / İbn-i Hibban, Es- Sahih, cilt 2, s. 77, hadis no 361

(2): Ahmed ibn-i Hanbel, El- Müsned, cilt 5, s. 266 / İbn-i Hacer, Metalib’ul- Aliyye, no 3023 / İbn-i Hacer, El- Fetâwâ’l- Hadisiyye, s. 180, Kahire 1989

(3): Buharî, Tevhîd, hadis no 19 / İbn-i Hibban, Es- Sahih, cilt 2, s. 77, hadis no 361 / Ahmed ibn-i Hanbel, El- Müsned, cilt 5, s. 187 ve 265 – 266

(4): Hûseyn el- Cisrî, Risale-i Hamidiye, s. 525

(5): Kur’ân-ı Kerim, Nisa 23

(6): Kur’ân-ı Kerim, Nahl 43

(7): Kur’ân-ı Kerim, Yusuf 109

(8): Kur’ân-ı Kerim, Enbiya 7

(9): Kur’ân-ı Kerim, Nûr 45

(10): Kur’ân-ı Kerim, İsra 64

(11): Kur’ân-ı Kerim, Maide 66

(12): Kur’ân-ı Kerim, Âraf 195

(13): Kur’ân-ı Kerim, Maide 6

(14): Kur’ân-ı Kerim, Sâd 42

(15): Kur’ân-ı Kerim, Nûr 24

(16): Kur’ân-ı Kerim, Nahl 43

(17): Kur’ân-ı Kerim, Yusuf 109

(18): Kur’ân-ı Kerim, Enbiya 7

(19): İbn’ul- Cewzî, Zâd’ul- Mesir, cilt 4, s. 449

(20): Muhammed Ali es- Sabunî, Safwet’ut- Tefasir, cilt 3, s. 316

(21): Tevrat, Tekvin, 15:20

(22): Tevrat, Hakimler, 4:4

(23): Tevrat, 2. Tarihler, 34:22

(24): Tevrat, Nehemya, 6:14

(25): Tevrat, Hakimler, 4:4

(26): Tevrat, 2. Tarihler, 34:22

(27): İncil, Luka, 2:36

(28): Talmud, Megillah 14 a

(29): Muhittin Bağçeci, Âyet ve Hadislerde Peygamberlik ve Peygamberler, s. 73, TÜRDAV Yayınları, İstanbul 1977

(30): Ebû Abbas Zeynuddîn Ahmed bin Ahmed ez- Zebidî, Tecrîd-i Sarih Terceme ve Şerhi, cilt 9, s. 150

(31): Kur’ân-ı Kerim, Âl-i İmran 42

(32): Kur’ân-ı Kerim, Meryem 16 – 19

(33): Tevrat, Yoel, 2:28



Bu yazı 819 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
HABER ARA
HABER ARŞİVİ
resmi ilanlar
HAVA DURUMU
nöbetçi eczaneler
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
YUKARI