Bugun...



TEKRİKA ROMAN/ GÜMÜŞ POLEN - 05 -

Olanlar zaten oluyordu; Rüzgar esiyor; Toprak geriniyor; Su kah coşuyor kah diniyor; Ateş oyunlarına devam ediyor...

facebook-paylas
Güncelleme: 29-04-2020 12:41:23 Tarih: 14-04-2020 20:52

TEKRİKA ROMAN/ GÜMÜŞ POLEN - 05 -


GÜMÜŞ POLEN - 05 -  

 Yazar: Feride Ceyda Erdemli

V- Ala Karga ile Buluşma


Olanlar zaten oluyordu
Rüzgar esiyor
Toprak geriniyor
Su kah coşuyor kah diniyor
Ateş oyunlarına devam ediyor
Olanlar her zaman sadece oluyordu
Geçmişin eridiği 
Geleceğin daha gelmediği
Mordan yüzen topraklarda.

Tabanlarında toprağın gıdıklayan hissiyle
Yürüdü bayırlardan kıvrılaraktan 
Mor toprakların ardındaki bayıra
Sordu hatırlarını yol boyunda
İğneli çalıların
Geniş gövdeli ağaçların
Renkli şifa dolu otların
Ağlarını sebat ile kuran 
Örümcek adlı arkadaşların
Esirgemedi selamını
Göklerden onu izleyen
Sarı kanatlı kuşlardan
İnce gülümsemesiyle sohbet etti
Vızıldayan sesleriyle 
Amaçsızca uçar görünen 
Birbirinden farklı sinek dostlarıyla
Görevlerine sadık arılarla
Geçmişin eridiği 
Geleceğin daha gelmediği
Mordan yüzen topraklarda

Kırmızı yemiş çalılarında
Biliyordu bulacağını Ala Karga’yı
Her yere girip çıkabilen
Zeki, hınzır, kopyacıyı
Sohbeti pek tatlı
Söyledikleri ise gerçek dışı
Komik, taklitçi arkadaşını

Kırmızı yemiş çalıları
Uzanırdı mor toprakların ardında
Asık suratlı kayalıkların yamacında
Patika biter görünürdü uzakta
Açılırdı bir kapı aradankıvrıldıkça aşağılara
Ancak geçilmezdi bu kapıdan
Asla asıl sır anlatılmadan 

...

PirenSes yaklaştı ağırdan
Halhallarının sesi yetmişti 
Kırmızı yemiş çalılarının kapısının 
Gerinerek bir hırıltıyla açılmasına

‘Yine tam zamanında’ dedi ilk çalı.
‘Kandırıyor seninki bizleri yine.
 Bitirecek tüm yemişleri
 Hep başka ses ile sesleniyor
 Hep de gerçek sırrı anlatıyor
 Kandırıp duruyor yine.’

PirenSes gülümsedi.
‘O öyle biliyorsunuz.
 Zeki, hınzır 
 Ve bir o kadar da kopyacı
 Mor yemişler açıyorlar
 Gider yakında aşağısına toprakların
 İşte geliyor az ileriden
 Mırıltılı serin sohbeti Ala Karga’nın’

Yumuşak bir ses geliyordu çalıların ilerisinden
Anlatıyordu yalandan gerçeklikler
Şapırtılar karışıyordu yumuşak sese 
Gizleyemiyordu yemişi yerken ki hazzını

PirenSes ilerledi sessiz hareketlerle
Uzandı sırt üstü toprağa rahatça
Sesin geldiği çalılının altına 
Kolları başının altında
İzledi yüzündeki gülücükle
Çalıların tepesinde
Kızıl kahve gövdesi siyahtan kanatları ile
Lakırtıya gem vurmuş Ala Karga’nın kelamlarını 
Anlatıyordu zevkten sarhoş bir ifadeyle 
Rastladığı Leyleklere
Nasıl da güzel sofra kurmuştu o gün yine
Bunu gören Serçeler ise
Nispet etmişti günlerce
Serçeler anlatınca gördüklerini
Kırlangıçlar neler söyledi bu konuda diye

‘Sonra dedim ki hepsine
 Yanılıyorsunuz efenim: Boldur benim gönlüm
 Paylaşırım her soframı
 Paylaşırım yemişlerimin tamamını
 Her za...’

PirenSes karışıverdi ansızın muhabbete

‘O zaman bitirme şu al renkli yemişleri de
 Paylaşıver az biraz da olsa bizlerle de’

Kırmızı yemişler bastı kahkahayı
Ala Karga mağrur 
Fark etmezdi ona baskına uğraması

‘OoooooPirenSes’im
 Benim bir tek PirenSes’im
 Benim en yüce PirenSes’im
 Benim en büyük hocam PirenSes’im
 Buralara teşrif etmişler efenim 
 Ne demeeek... Ne demeeek...
 Paylaşılır herkesle elbet. 
 Üst taraftaki yemişler tam olmuş efenim
 Buyurun sizlere de vereyim.’

Ve başlamış atmaya umarsız bir coşkuyla
Olgun kırmızı yemişleri PirenSes’in kucağına
Ansızın durdurmuş PirenSes, Ala Karga’yı
Toplarken kucağına doluşan meyveleri.

‘Konuşacaklarımız vardır Ala Karga
 Sen in hadi aşağıya.
 Yeter yediğin,
 Yeter pay ettiğin.
 Bırakalım artık büyüsün yemişler az daha
 Sen gel hadi benimle
 Yürüyeceğiz İksir Ağacı’nın o tarafa’

Ceplerine doldurdu yemişleri PirenSes
Ve hızla doğruldu çalıların arasından
Ala Karga’nın isteksiz homurtusuna aldırmadan
Teşekkür etti kırmızı yemiş çalılarına birer birer
Sordu istekleri olup olmadığını kendisinden
Çıktığında kapıdaki çalıların arasından
Kapandı kapı yine gerinen bir hırıltıyla
Ala Karga göründü az yukarıda uçaraktan
Geldi PirenSes’in yanına
Kondu sağ omzuna
Kesik çığlıklar ataraktan

 ‘Evet PirenSes’im
  Canım PirenSes’im
  Soru mu vardı?
  Sorun mu?
  Yapabileceğim senin için ne vardı?’

Durmak bitmeyen sorularıyla Ala Karga’nın
Yürüdüler kıvrılan bayırlar boyunda 
Geçtiler asık suratlı kayalıklardan
Saptılar yukarıya tırmanan patikadan
Patikada ufukta kıvrılıverdiği anda 
Daldılar yumuşak gövdeli ağaçların ufak ormanına
Mis kokardı hava bu serin ormanda
Toprağın üzeri yaprak kaplı
Hoş olurdu toprakta adım atması
Yumuşak gövdeli ağaçların atma zamanıydı 
Gövdelerinde sertleşmiş olan kabukları
Yenilenme zamanıydı
Arınma zamanı
Ruhun katılaşan mantosunu atıp
Özgür ve bütün olma zamanıydı
Geçmişin eridiği 
Geleceğin daha gelmediği
Mordan yüzen topraklarda

PirenSes’in omzundaki Ala Karga  
Uçarak dans etti ormandaki dalların arasında
Çığlıklarıyla selamlarken ormandaki dostlarını
PirenSes topladı toprağa düşen sert kabukları
Dumanı şifa olurdu bu döngüde gün batımında
Denizin, havanın çalışanlarına deva vardı kokusunda
Huzuruna huzur katılırdı toprakların her yanışlarında
Geçmişin eridiği 
Geleceğin daha gelmediği
Mordan yüzen topraklarda

Ve Ala Karga kayboldu gözden
Kaldı sadece çığlıktan sesi
PirenSes yavaştan ilerledi 
Yumuşak gövdeli ağaçlar ormanının
Yumuşak topraklarında
Sevgisini iletti ormana PirenSes
Dile getirdi teşekkürlerini
Sordu istekleri olup olmadığını kendisinden
Büyük bir uğultuyla cevap verdi orman
Her şey olması gerektiği durumdaydı:
“mükemmel, bütün ve tam”

Ve gelindiğinde ormanın sonunda 
Kuru taşlık kısa bir patikanın ardında
Geliyordu güç ve sevgi dolu şarkısı
Serin huzur dolu melodi kayalarının
Kaplıydı onların da girişi pembe çiçekli çalılarla
Çekici olduğu kadar zehirli muhafızlarla
Bilmek gerekirdi anahtarı
Kendindeki sesin tınlaşımını
PirenSes başlamıştı şarkısına
Çekici zehirli muhafızların 
Alışık olduğu o yüksek tınlaşıma
O anda açıldılar zarafet ile
Yol verdiler sevgi dolu yüksek titreşime
Ve kendi boyutu ile Melodi kayaları oradaydı:
Su ile Toprak’ın gizli buluşma noktası
Hayat kaynağının en yüksek titreşim mekanı.
Fışkıran Su idi Toprak’ın bağrından
Asık suratlı sert kayaları 
Tatlı türküsüyle gülümsetmeye koşan.
Öylesine yüce bir tınıydı ki duyulan
Büyülenip kayardı aciz bir ruh 
Su gibi akardı kayaların arasından.

Ala Karga sükûnete karışmış 
Su ile arındırırken ruhunu,
PirenSes oturdu kenarına kayaların
Arındırdı günün yaşanmışlıklarını
Birlik oldu o anki türkülerine
Melodi Kayalarından yükselen
Yüksek titreşimdeki seslerle
İşte orada o geçmiş eridi PirenSes’te
Gelecek zaten yoktu
Mor topraklar üzerinde

Aksak bir tını ile gözlerini açtı PirenSes
Ala Karga idi elbette 
Tınısıyla dengeyi sarsan yine
Akışa kaptırmış kendini
Mırıldanmaktaydı şevk ile
Kendine ait olmayan melodiyi

PirenSes bedenini yıkadı hızlıca 
Melodi kayalarından akan şifa suyla
Gelmişti yola çıkma anı 
Bayırlar boyu patikalardan
İksir Ağacı’nın yamacına varmak zamanıydı
Turuncu gün devri artık sona varmaktaydı
Geçmişin eridiği 
Geleceğin daha gelmediği
Mordan yüzen topraklarda

...

Turuncu gün eğilmişken ufkun son etabına
Vardı PirenSes ve Ala Karga 
İksir Ağacı’nın yamacına
Ala Karga kuruldu alttaki dala
PirenSes oturdu İksir Ağacı’nın yanı başına
Tüm kuşlar ivedi bir koşturmacada
Turuncu gün dönüşmeden karanlığa
İşleri vardı yapılacak çokça.

Ala Karga bozuverdi sessizliği
Bilmiş taklitçi ses tonuyla
‘Ağacım ağacım İksir Ağac’ım
 Sen en yücesin İksir Ağac’ım
 Sen en büyük hocasın İksir Ağacı’m
 Senin ya...’

İksir Ağacı gülerek durdurdu 
Ala Karga’nın bitmek bilmeyen yalakalığını
‘Haber varSuların çalışanlarından
Güney rüzgarlarının gözyaşlarını izleyen
 Geliyor yollardan bir can hayrıyla.
 Ağırlamak gerek hayırla varanı.
 Bilirsin sen Ala Karga ağzının tadını
 Bilirsin nerede en tatlı lokmayı
 Tanırsın sen her bir ağacı
 Sohbetinle kandırırsın her  bir çalıyı
 Senden istediğim şu ola ki
 Topla getir bırak gölgeme
 Olgunlaşmış her meyvemizden
 Şifalı yemişlerimizden
 Dinginleştiren sebzelerimizden
 Ve her canlıya ilet Topraklar’daki
 Verebileceği ne varsa getirsin ki
  Bir can daha doyabilsin’

‘ Elbette Ağacı’m,
  Benim bilge Ağacı’m,
  Beni bu göreve layık gördüğünüz için
  Çok teşekkürler İksir Ağacı’m.
  Hemen gidiyorum Ağacı’m.
  Şimdi hemen başlıyorum İksir Ağacı’m’

Ala Karga telaşlı, çırparken kanatlarını
Gıdıklandı dalları İksir Ağacı’nın

‘Hadi oyalanma.
 Ayrıca ...
 Çoğunu yiyip azını buraya arttırma’

Aldırmadan PirenSes’in kahkahalarına 
Dönerek uçtu İksir Ağacı’nın yukarılarına.
Yorgun yatan turuncu güne karşı görevinin telaşıyla
PirenSes başladı hazırlanmaya 
Turuncu günü vedaya
Geçmişin eridiği 
Geleceğin daha gelmediği
Mordan yüzen topraklarda...

__________

devamı için lütfen tıklayın
________




Bu haber 240 defa okunmuştur.


Etiketler :

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER TEFRİKA ROMAN Haberleri

YAZARLAR
HABER ARA
HABER ARŞİVİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
YUKARI YUKARI