Bugun...



TEFRİKA/ 09 / EŞREF BEY / UÇAN ŞEYH

Bundan sonra ilerleyiş yeni kurulan illegal örgüt Teşki-lat ı Mahsusa ile olacak; Gelecekte resmileşecek olan bu örgütün 30 bin den fazla ajanı bulunacaktı.

facebook-paylas
Güncelleme: 09-05-2020 12:50:18 Tarih: 02-05-2020 21:27

TEFRİKA/ 09 / EŞREF BEY / UÇAN ŞEYH

TEFRİKA/ 09

EŞREF BEY 
Uçan Şeyh (Şeyh-it Tuyyur)
Eşref Sencer Kuşçubaşı

Yazar: Jan Paçal
-----------
1. BÖLÜM
Fizan Sürgünü
Teşkilat ı Mahsusa'nın Kurulması
--------------


Sami gibi Ali Askeri Bey'de bu tespiti doğru bulmuş ve kabul etmişlerdi.  Ali Askeri,  Sultan'ın sürgüne gönder-diği üst rütbeli askerlerden biriydi. Tarih, O'nu da 'isimsiz kahramanlar' arasına, "Sedyesinde savaş yöneten kahraman" olarak kaydedecekti. 

Bundan sonra ilerleyiş yeni kurulan illegal örgüt Teşki-lat ı Mahsusa ile olacak; Gelecekte resmileşecek olan bu örgütün 30 bin den fazla ajanı bulunacaktı. 

Boş kaldığı, eylem yapmadığı dönemde Eşref Sencer, Farac İbnü'l Mısri ile Arap İhtilal Cemiyeti'ni de kurdu. Bu cemiyet Medine ve civarında faaliyet gösterdi. En yakın arkadaşlarından Süleyman Askeri Bey, din adamı kılığında çalışırken, örgütün en büyük amacı tıpkı Teşkilatı Mahsusa gibi kutsal topraklarda kargaşa çıkartmak, Abdülhamit idaresinin çürümüşlüğünü bütün dünyaya ispatlamaktı. 

Dağınık birlikler halindeki Osmanlı Kuvvetleri'ne karşı Eşref Sencer ve adamlarının saldırıları saraya kaygı ve-riyordu artık. 

Miralay Rasim Bey, Kuşbaşı kardeşleri evde birlikte ya-kaladığı bir gün, tebdili kıyafet dışarı çıkmalarını rica etti. Tüm kolluk kuvvetleri onları ararken kente yeni bir kahvehane açılmıştı, Neyzenler Kahvehanesi...

Bu kahvehanenin sahibi ise Neyzen Tevfik'ti. Sultan'ı yeren hicvini İstanbul'da bir kıraathanede yüksek sesle okuyunca Fizan'a sürgüne gönderilmişti. Burada Feride adında Lübnanlı bir kadına aşık olunca sürgünlüğünü gönüllü olarak uzattı. İşin tesadüf tarafı ise sürgünde Şair Eşref ile karşılaşmış ve dost olmuşlardı. Şair Eşref ise alt yapısını Kuşçubaşı kardeşlerin sağladığı Deccal isimli bir dergi çıkartıyordu, etkisi ise artarak yayılmaktaydı. 

Şair Eşref, Manisa’daki Hatuniye Medresesi'nde Arapça ve Farsça öğrenip, memur olarak çalışmış. Çeşitli yerlerde kaymakam olarak görev yaparken değersiz kişilerin el üstünde tutulmasına kızıp yazdığı hicivler yüzünden hapse atılmış; Cezası bittikten sonra da dilini tutmadığı için kaçarak buralara kadar gel-mişti. Şair Eşref, diğerlerinin aksine gönüllü bir sürgündü...

Kahvehaneye akşam vakti giren üçlü bir köşede ney ça-lan üstadı rahatsız etmeden, Şair Eşref'e selam vererek yanına oturup, gözleri kapalı neyini çalan üstadı hasret ve de hayretle dinlediler. Acı kahveleri de sessizce gel-di...
 
Neyzen gözlerini açıp neyini dudaklarından çekince mi-safirlerini selamladı. Herkes huşu içinde bir süre sessiz kaldı... 

Sessizliği Şair Eşref Bozdu;

-Üstadım sizleri yakın arkadaşlarım ile tanıştırayım hepsini benim gibi biliniz, güveniniz.

Neyzen Tevfik gülümsedi, sağ elini kalbinin üzerine ko-yarak kabul ettiğini gösterince Şair Eşref cebinden çı-kardığı dergiyi uzattı...

-Üstadım bu ayki sayımızda hicviniz yayınlandı. He-pimiz için hayırlı olsun. Havaya okuduğunuzda sürgün yediniz, şimdi neşriyatta çıktı bakalım ne olacak?

Neyzen, göz ucuyla dergiyi incelerken Şair Eşref üsta-dın hicvini sesli okumaya başladı:

ABDÜLHAMİD'İN AĞZINDAN 
BİR NUTK-I HÜMÂYUN 

Kal'a-i âsâr-ı zulme verdim istihkâm-ı tam 
Ettim istibdad ile tarihe ibka-ı nâm 
Öyle tarsîn eyledim olsa cihan zir ü zeber
Attığım üss-i mezâlim haşre dek eyler devam
Ben o cellâdım, vatanda açtığım her yârenin 
İltihâbı bir zaman etmez kabul-i iltiyâm 
Nerde Cengiz, Engizisyon, nerde Haccac ü Yezid, 
Nerde Timur, Hülâgû, nerde ecdâd-ı izâm 
Nerdedir Şeddâd ü Nemrûd, nerdedir Ad-u Semûd 
Her cihetçe zâlimân-ı dehre ben oldum imâm 
Ben ölürsem mülk-ü millet bitmeden volkan gibi 
Ka'r-ı lâhdimden tüter eflâka dûd-i intikam! 
Ol kadar ezdim şu miskin milleti ki etmesin 
Fasl-ı dâvâ eylemek'çün rûz-i mahşerde kıyâm

Eşref Bey, herkes gibi Neyzen'den ve hicivlerinden ha-berdardı ancak bu güne kadar hiç karşılaşmamışlardı. Neyzen'e gülümseyerek baktı, "Üstadım dilinizde nefe-siniz kadar kuvvetli" deyi verdi.

Övülmekten hoşlanmayan Neyzen;

-Eşref Bey bende sizi bilirim, sizinde bileğiniz kadar beyninizin de Allah'ı var... İstanbul sizin maceralarınız ile aylarca çalkalandı. Sokaklarda gazete satan çocuklar bas bas bağırıp benim hicivlerimle yapa-madığımı yaptı. Sizin gibi bir yiğit ile tanışmak şereftir benim için...

Bu kez Eşref Bey utanmıştı;

-Üstadım benim yaptıklarımın lafı mı olur? Sizin hicivleriniz beyinleri kuşatıp ruhları örtüyor. Bizimkiler ise birer macera olarak kalıyor.

-Öyle deme genç kardeşim, özgürlük yolunda her isyan makbuldür. Özgürlüğe giden yolda atılan her adım kut-saldır. Sahi Kabe'nin o koskoca örtüsü gerçekten fakire esvap mı oldu? Doğru mu bu?

-Evet üstadım doğrudur, o ipek örtü çoktan fakir fuka-ranın üzerinde sokaklarda gezmeye başladı...

-Cennetliksin genç adam cennetlik...

Kahkahalar yükselirken yeniden neyini dudaklarının arasında götüren üstadın yayınlanan hicvi yüzünden başı yine belaya girdi Hakkında tutuklama kararı çıktı; Ancak Eşref Bey'in de yardımıyla tekrar tutuklanmak-tan kurtuldu. 

Yeniden kaçak yaşamaya başlayan Neyzen, Kaygusuz Sultan Bektaş Tekkesi'nde bir süre saklanmak zorunda kaldı. Sonrasında meşrutiyetin ilanıyla İzmir'e geçti ar-dından da İstanbul Çemberlitaş'ta bir han odasına yer-leşti... Mücadelesinden hiç vazgeçmedi, iktidarda kim olursa olsun yanlışları söylemekten çekinmedi...

Beklenen gün gelip çattığında Medine Meydanı'nda üç tabur asker denetlenmek ve de tören için hazır bekli-yordu. Medine Garnizonu'nun Komutanı Şükrü Paşa yanında oğlu Vasıf Bey ile tören meydanında göründü. Vasıf Bey, 2. Abdülhamit'in yaveriydi ve İstanbul'dan gövde gösterisi yapmak amacıyla gönderilmişti. 
 
Şükrü Paşa ve Vasıf Bey, tören alanında yerlerini henüz almıştı ki şimşek hızıyla alana giren bir atlı Vasıf Bey'i tuttuğu gibi atının önüne aldı. O sırada kalabalığın tö-ren meydanına akın etmesi ile ortalık iyice karıştı. Ge-len atlı 30 saniye içinde, kimse ne olduğunu anlama-dan, ortadan kayboldu. Bu sırada kalabalığın içinde bu-lunan örgütçüler ortalığı alevlendirerek kaos yaratmış ne asker nede paşa ağzını bile açamadan iş bitmişti.

İstanbul yine allak bullaktı. Saray'ın aldığı ikinci büyük darbe halkın ağzına sakız olmuş hanedanlığın prestiji bir kez daha ağır yara almıştı. 

Kabe'nin örtüsünün çalınmasının üzerine Sultanın Ya-veri'nin tören meydanından kaçırılması da eklenince saray üzerinde istenilen etki yaratılmış oldu.

-----
devamı haftaya
-----




Bu haber 473 defa okunmuştur.


Etiketler :

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER TEFRİKA ROMAN Haberleri

YAZARLAR
HABER ARA
HABER ARŞİVİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
YUKARI YUKARI