Bugun...



TEFRİKA/ 08 / EŞREF BEY / UÇAN ŞEYH

Yazıyor, yazıyor Kabe'nin örtüsünü çalan Jön Türk'ü yazıyor... -Yazıyor, yazıyor Kabe'nin örtüsü yoksullara hırka oldu, yazıyor, yazıyor. ...

facebook-paylas
Güncelleme: 02-05-2020 21:31:34 Tarih: 13-04-2020 20:25

TEFRİKA/ 08 / EŞREF BEY / UÇAN ŞEYH

TEFRİKA/ 08

EŞREF BEY 
Uçan Şeyh (Şeyh-it Tuyyur)
Eşref Sencer Kuşçubaşı

Yazar: Jan Paçal
-----------
1. BÖLÜM
Fizan Sürgünü
Teşkilat ı Mahsusa'nın Kurulması
--------------

 

-Sultanımızın hediyeleri ve Kabe'nin yeni örtüsü Mı-sır'dan Mekke'ye doğru yola çıkmış. 
-Bunu her yıl yapar, bizle ne ilgisi var?
-O kervanı soyacağım.
-Olur mu öyle şey evladım? Kabe'nin örtüsünü mü ça-lacaksın? Tövbe tövbe günahtır...
-Diyelim ki Kabe'nin örtüsü kayboldu Sultan yenisini göndermez mi?
-Evet gönderir.
-O zaman kutsal bir örtü değil demektir, her yıl yeni-lendiğine göre.
-Diyelim ki aldık örtüyü, ne olacak ? Elimize ne geçe-cek?
-Ne mi geçecek? İlk önce bu diktatör 'Kabe'nin örtüsü-nü bile koruyamıyor' olacak. Sonra aciz görülecek. Da-hası küçük düşecek ve milletin gözündeki yıkılmaz iti-barı değer kaybedecek. İşte bize lazım gelen de budur, itibarını her fırsatta yerle bir etmek. 

Eşref 'in bu dudak uçuklatan projesi kendisini dinleyen-leri şaşkına çevirmişti; Ama genç adam yoldaşlarını ik-na etmeyi başardı. Sami, biliyordu ki, kardeşi tek başı-na bile olsa,  kafasına koyduğu her şeyi yapardı,. 

"Şu andan tezi yok kervan yolunu öğrenmeli ve pusuya en uygun yerde konuşlanmalıyız" diyen Eşref 'in kalbi küt küt atıyordu. Sami ise çok uzun zamandan beri kardeşinin böylesine içten güldüğünü görmemişti...

Eşref, önüne serdiği harita üzerinde tüm planları yaptı. Beş gün önce yola çıkan on kişilik grup bu kervana ka-tılmaya çalışacaktı. Küçük bir ticaret kervanı görüntüsü verilmişti onlara. Yarısı Tuareglerden kalanı eski sür-günlerden oluşan 140 kişilik ana grup ise kervan Mek-ke'ye iki günlük uzaklıkta iken baskını hayata geçirecekti.

Eşref 'in planı başarıyla uygulandı. Her şey istediği gibi gitmiş, ne kimse ölmüş, nede yaralanan olmuştu. Ker-vana katılmayı başaran küçük grup baskın sırasında içerden gafil avlamıştı askerleri. 

Büyük bir soygun bekleyen kervancılar, değerli her şe-yin bırakılıp  sadece Kabe'nin örtüsünün alınmasına bir anlam verememişti; Yakında onlarda anlamsız gibi gö-rünen bu soygunun nelere mal olduğunu öğrenecek ve de duyacaklardı.

Herkesi şaşırtan olay ise Eşref'in yüzündeki örtüyü indi-rip kendini açık etmesi oldu. Eşref, kervanın korumalı-ğını yapan Süvari Yüzbaşısı'na dönüp, "Kalan emanetle-ri sağ ve salimen yerine ulaştırınız ve merak buyur ma-yınız bu örtü daha hayırlı işlere vesile olacak" derken gülümsüyordu, "Kuşçubaşı oğlu Eşref, Eşref Sencer dersiniz soran olursa. Sultanımıza da mahsus selamla-rımı iletin."

Eşref, yaklaşık 700 metrekarelik Kabe'nin ipek örtü-sünden yüzlerce elbise yaptırıp yoksulara dağıtmış, farklı bir halk kahramanı olmuştu artık. 

Tüm İslam Alemi, Eşref 'in bu küçük operasyonu ile çal-kalanıyordu. Koskoca Osmanlı Sultanı Kabe'nin ör-tüsünü koruyamamıştı. Skandal çok büyüktü...

Soygun haberi İstanbul'a ulaşmış, beklenmedik bu olay sadece Müslümanları değil gayrimüslimleri de şaşkına çevirmişti. Sokaklarda gazete satan çocuklar avazları çıktığı kadar bağırıyordu;

 -Yazıyor, yazıyor Kabe'nin örtüsünü çalan Jön Türk'ü yazıyor...
-Yazıyor, yazıyor Kabe'nin örtüsü yoksullara hırka oldu, yazıyor, yazıyor. ...
-Yazıyor Sultan kutsal örtüyü nasıl çaldırdı, yazıyor...

O gün gazeteler bir kaç baskı yapmak zorunda kaldı, bu haberi okuyanlar sokakta bıyık altından gülümserken evlerden kahkaha sesleri yükseliyordu. 

Sultana içten bağlı insanlar bile ironinin farkındaydı. 2. Abdülhamit hiç beklenmedik bir şekilde ters köşeye yatmış ve golü yemişti. Hemen Eşref ve adamlarının ele geçirilmesi için emirler yağdırmaya başladı, şe-refini iki paralık eden bu genci bir an önce bertaraf etmek istiyordu.

Yaptıkları soygunun yankıları henüz dinmemişti ki Eşref gelen bir haber ile yine yerinden sıçradı. Babaları gözaltına alınmıştı; amaç ise kendisine gözdağı vermekti. 

Eşref'in bir planı vardı bu gözlerinden anlaşılıyordu, üs-telik sinirli hali geçmiş gülmeye başlamıştı, "Elimize bir koz daha verdiler. Bir araştır babamızın kılına zarar gelmiş mi?.." diye seslendi kardeşine. 

Üç gün sonra Padişahın yaveri Medine'de olacak, şehir meydanında da bir tören yapılacaktı, daha zaman var-dı. Miralay Rasim Bey, Eşref Bey'e dönerek,
 
-Sen nasıl büyük bir işin içinde olduğunu farkında mı-sın? Ordu içten kaynaşıyor, hükümet keza öyle. Herkes dertli... Birde Kabe'nin örtüsünü çalıp fakire giydirdin. Tek başına olmaz, teşkilat kur. Mücadelene bütün va-tan severleri davet et. Dünya'nın her yerinde ihtilalleri aydın insanlar yapar ve halka mal eder. Bak Şam'da, Halep'te, İzmir'de, Selanik'te, Manastır'da, Kosova'da her yerde sayısız genç subaylar askerler memurlar doktorlar işçiler var. Hepsine arkasından gidebilecekleri birini bekliyorlar. Sen etrafına topladığın bir avuç genç ile Abdülhamit idaresiyle oynayıp, dalga geçip  duruyorsun. Bu bütün memlekete yayılırsa her tarafta etkileri başlar, olaylar olur ve de gelişir. Bu parlayan ışıklar günün birinde iktidarı yıkar.  Neler olacağını ne sen nede ben kestirebiliriz. Fakat insanların asıl vazifesi ellerinde olanları ülkesine vermektir. 

Konuşmayı dinleyen Sami'de Miralay'ın fikrine katıldığı belirtti, " Farkında mısın bilmem ama zaten çok ciddi bir istihbarat örgütü oluşturduk hem de çok kısa bir zamanda. Saray'ın teşkilatından bile iyi çalışıyoruz. Bu-nu bütün yurda yaymak gerek."

 Rasim Bey işaret parmağını Eşref'e uzatarak, " Bu ör-gütün adı 'Teşkilat ı Mahsusa' olsun ve gizli kalsın" de-di, konuşmuyor gürlüyordu sanki. 

 

_____
Devamı için lütfen tıklayın
___




Bu haber 495 defa okunmuştur.


Etiketler :

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER TEFRİKA ROMAN Haberleri

YAZARLAR
HABER ARA
HABER ARŞİVİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
YUKARI YUKARI