Bugun...



"KARAKTERİ GÜÇLÜ OLANA BULAŞSIN AŞK..."

Ülkemiz edebiyatının yeni kazandığı yazarlardan biri olan Dilay Çakıcı'nın ilk kitabı "Aşkın Ayak İzleri" Favori Yayınları'ndan çıkarak raflarda yerini aldı

facebook-paylas
Güncelleme: 08-03-2020 22:47:35 Tarih: 08-03-2020 12:45


Ülkemiz edebiyatının yeni kazandığı  yazarlardan biri olan Dilay Çakıcı'nın ilk kitabı "Aşkın Ayak İzleri" Favori Yayınları'ndan çıkarak raflarda yerini aldı.  Çıktığı gün itibari ile yoğun ilgi gören  "Aşkın Ayak İzleri'nin arka kapağına Çakıcı bir kaç soru sıralamış.

-Aşk, verilen ve asla tutulmayan sözler; yalanlar, ihanetler, kıskançlıklar; tiryakiliğe varan alışkanlıklar; yürek yakan anılar, hatırlanmak bile istenmeyen yaşanmışlıklar mı?

-Yoksa iki kişilik kocaman bir dünya; yürekte uçuşan kelebekler; tüm evreni tutuşturan bir kıvılcım ve de bataklıkta açan nadide bir çiçek mi?

-Ölümcül bir bağımlılık mı, yoksa tedavisi mümkün olmayan bir hastalığın mucizevi ilacı mı?

- Düşeceğini bile bile bir uçurumun kenarında dolaşmak mı, yoksa bulutlar arasına salıncak kurmak mı?

Aşka dair çıldırtan sorulara şaşırtan yanıtlar veren Dilay Çakıcı bu kez kültür servisimizden Diren Şahin 'in sorularına maruz kaldı.

- Yeni kitabınız hayırlı ve uzun ömürlü olsun diyerek hemen şu soru ile başlamak istiyorum söyleşimize. "Aşkın ayak izleri" anladığım kadarı ile içsel bir yolculuğun anlatımı. Ayak izleri nerede başlıyor? Bir limana ulaştı mı? Yoksa daha alacak yolu var mı?

DÇ: İlk aldığımız nefeste, 9 ay süren su içindeki yaşamımızdan kuru oksijenin hakim olduğu dünyaya merhaba dediğimizde, suyla dolu ciğerlerimize o ilk havayı dahası annemizin kokusunu gönderdiğimizde, babamızın sesiyle gülümsediğimizde, dünyaya aşk ile tutunduk ve hayatta kaldık. Tırtıl iken kelebeğe dönüştüğümüz bu mucizevi süreçte birbirine aşık insanların hayat verdiği çocuk kaçınılmaz olarak aşk çocuğu olmaz mı? İşte size aşkın ilk ayak izi, maceranın başladığı ilk an... Bir limana ulaşıp ulaşmadığını ise bir sonraki dönüşümümüzde yani yeniden kozadan çıktığımızda söyleyebilirim. Şu an ki düzlemde cevap verecek olursam, bir limanda demirlediği mi söyleyebilirim.
"Aşkın Ayak İzleri'ni  sıralarken hiç bir ticari kaygı gözetmediğime inanabilirsiniz. Yıllarca çevremde gözlemlediğim dahası  benim yaşadığım ilişkilerden yola çıkarak yazdım. Okurların bu izlerden bazılarını kendilerine ait bulacağından eminim.

- Aşk, hayatımızın referans noktası mı? Hayatlarımızı aşk üzerinden yönlendirmek ne kadar doğru?

DÇ:  Aşk yaşamımızda önemli bir nokta ama hayatımızın merkezine koymak da büyük bir hata olur. Aşk insanı değiştirdiği gibi farklılaştırırda. Hiç yapmayacağınız şeyleri onun yüzünden yapar ve "Asla" dediğiniz şeylerden onun için vazgeçersiniz.

“Kalıcı duygular kalıcı sonuçlar doğurur” şeklinde bir Çin atasözü vardır. Hayatlarımızı çok hızlı şekilde yaşıyoruz. Sürekli olarak yoğun miktarda bilgiye ve uyarıcıya maruz kalıyoruz. Ancak, değişmeyen bir şey var: aşk. Aşk ne kadar derin olursa, sonuçları da o kadar derin olacaktır. Duygularımızın yararlı sonuçlarına atıfta bulunan bu Çin atasözünü "Duygularımız ne kadar samimi ve içten gelirse, meyveler de o denli tatlı ve uzun süre bozulmadan kalacaktır" şeklide de yorumlayabiliriz. Diğer yanda ise bu durum, kısa süreli, anlık duygulardan ve yükselmelerden beslenen bir toplumda, icrası zor bir duygu da olabilir.

- Çok güçlü bir duygu olduğuna inandığımız aşk bizi nerelere sürüklüyor? Bu duygu bu kadar güçlü ise her insanın ilk aşkı ile sonuna kadar gitmesi gerekmez miydi?

DÇ: Aşk ulaşılamayınca yada bitince anlam kazanıyor. Mutlaklaştırılmış her şey insanı kıskaç içine alır, dayatmacadır. Kolay kazanılmış bir aşk aşk değildir bence, gerçek olan sevgidir, geçici olmayan ,üstüne yaşanılmışlık koyuldukça artan, değer kazanan budur. Saygı da olunca kumaşı dik tutan bir astar gibidir, ayrı tutulamaz. İşte o zaman her şey tam olur.

- Aşk beyinde mi başlıyor kalpte mi?

DÇ: Bence aşk kalpte bir dürtüdür, beyinle bağlantı kurmaz kişilik bozukluğu olan bir insana da alkol bağımlısına da pavyonda bir şarkıcıya da aşık olabilirsiniz ama mantıklı düşünseniz bunların hepsi genel toplum kurallarına göre terstir. Ters taraftan da bakacak olursak, "Aşk beyinde başlar" der uzmanlar. Onlara göre aşk bir beyin işlevidir. Ünlü beyin cerrahımız Gazi Yaşargil’in deyişiyle ‘sevginin kaynağı beyindir’. "Aşk duygusu, beynimizdeki korteks ve limbik merkezde oluşur. Beynimizin emriyle salgılanan kimyasallar, kalbimizin etrafında hissedildiği için sevgilimizi kalbimizde sanıyoruz. Oysa kalbe daha hızlı çarpmasını beyin söyler!" de der uzmanlar.

- İnsan neden bir ilişkisi olsun ister? Karşı cinsle birlikte olma ve bağlılık isteğimizin ardında ne var? Neden yalnız kalamıyoruz?

DÇ: Yalnızlığa karşı dürtüsel bir davranıştır. Kimse yalnız bir hayat süremez, ilişki bencildir önce kendini tatmin etmek istersin, beğenilme duygusu, güzel bir şeyler duyma ihtiyacı, garip olacak ama insanlar yaradılış olarak amip gibidir bölünerek çoğalmak ister.

Bazıları için yalnızlık, huzur ve olgunluk ile eşdeğerdir. Başkaları için ise, hüzün ve terk ediliş ifadesidir… "Yalnız kalabilme kapasitesindeki bu fark neden?" diye de sormamız gerekir ki bir psikolog çok daha net cevap verecektir bu soruya ancak psikanalistlere göre, yalnızlığın kötü yaşanması, erken yaşta yaşanan travmalardan kaynaklanıyor. Geçen gün okuduğum bir araştırmadan aklımda klanları izin verirseniz aktarmak isterim. Çift terapisti Serge Hefez’e göre, çiftler birbirlerini bağımsızlıklarına ve kaynaşma kapasitelerine göre seçmekteler. Biri şikâyetçi olur, 'benimle ilgilenmiyor, hep yalnızım' der. Öteki kaçar, 'beni boğuyor, hava almaya ihtiyacım' var der. Hefez'e göre, bilinçaltı incelendiğinde, her birinin aynı derecede duygusal olarak bağımlı oldukları gözlenir. Ve uzmanımız yapılması gereken şeyin ilişkiye bir değişiklik katmak olduğunu söylüyor. 

 - Sağlıklı bir ilişkinin temelinde ne olmalı? Sizin sağlıklı ve mutlu ilişki tanımınız nedir?

DÇ: Bence sağlıklı ilişkinin temelinde üretim olmalı, kadınında erkeğinde hobilerinin olması gerekli. İlgi alanları olmalı insanların ve, birbirlerinden ayrı özel alanları olmalı ve buralarda kalabilmeliler. En önemlisi birbirlerini başta nasıl beğendiler ise sonrasında da şikayet etmeden olduğu gibi kabullenebilmeliler.

Romantik ilişkilerin sıklıkla bittiğini görüyoruz, çünkü çiftler temelleri doğru atmıyorlar. Temelleri olmadığından çiftlerin dengeli ve güvenli bir şey inşa etmeleri mümkün olmuyor. Bu nedenle, biten ilişkiler, bir çok durumda, çiftin temelleri ve dayanağı olmayan bir ilişkiyi sürdürmeye çalışmasından kaynaklanıyor. İdeal olan, ilişkinin başlangıcında, çiftlerin birbirlerini tanımaya başladığı dönemde temelini iyi oturtmaktır. Konuşmak, birbirini iyice tanımak, ve her iki partneri de mutlu eden ortak noktalarda birleşmek çok önemlidir.

İlişkinin temeli aynı arabanın tekerleri gibidir, eğer bir teker bir sebepten patlarsa, hepsini birden tekrar gözden geçirmek gerekir, çünkü çift artık tehlikededir.

- İlişkilerde ve evlilikte en çok korkulan, merak edilen ve tartışılan konu sanırım aldatmak. Aldatmak nedir? Neden aldatırız?

DÇ:  Aldatmanın birçok farklı tanımı var ve bu tanımlar kişiye her kültüre göre farklılıklar gösteriyor. İnsanların çoğu, başkalarıyla seks yapmanın (seksi nasıl tanımladığınızdan bağımsız olarak) açık bir biçimde sadakatsizlik olduğunu düşünüyor. Oysa aynı şey diğer fiziksel yakınlaşmalar için de geçerli; öpüşmek, el ele tutuşmak gibi.

Erkekler poligamidir (çok eşli) doğuştan bu dürtüleri var.  Antropolojik, sosyolojik, biyolojik ve psikolojik açıdan inceleme konusu olan çok eşliliğin nedenleri, yaşandığı topluma ve kültüre göre değişiklikler gösterse de, bilim insanları insanoğlunun özellikle de erkeklerin doğası gereği çok eşli olduğunu ama tek eşliliğe (monogami) sonradan adapte olduğunu kabul ediyor. ‘Yedi kocalı Hürmüz’ fenomeni dışında ülkemizde rastlanmayan çok kocalılığa dünya genelinde de ender rastlanıyor. Kadının tercihi olarak değil, kültürel ya da dini olarak anaerkil toplumlarda ya da erkek nüfusun kadınlardan az olduğu yerlerde zorunluluk olarak yaşandığı örnekleri görülüyor. Buna karşın, tarih boyunca çeşitli uygarlıklarda ve kültürlerde haremler kuran erkeklerin çok eşliliği daha fazla çocuğa sahip olmak, yani güç isteğiyle bir tercih olarak yaşadığı görülüyor.

Ama kadın aldatıyorsa genelde ilişkisinde erkeğin tavrında tarzında ilgisinde bir şeyler eksiktir, kendine olan güvenini kaybettirmeye itilmişse, önemli olmadığını hissetmeye başlamışsa aldatma ortaya çıkıyor. Cinsel uyumsuzluk ve şiddete uğramak başta gelen nedenler arasında. Eşin kaba davranışları, saygısızlığı ve evlilikte araya giren yıllar aldatmaya zemin hazırlayan şeyler.

-Aşk her şeyi affediyor mu?

DÇ:  Aslında affeder ama günümüzde bence kadın affediyorsa genelde eşinin maddi sunduklarından ve sosyal statüden olma kaygısından affediyor.

-Aşkı bir çini vazo olarak betimlersek kırılıp da tamir ettiğimizde hala aynı duygu olarak kalır mı? Yoksa insan kendini kandırmak istediği veya alışkanlık olduğu için mi devam eder bu kırık dökük aşka.

DÇ: Kırılan bir vazo yapıştırıldığında içine su koyun bir süre sonra altından damlamaya başlayacaktır. İlk hali gibi asla olmaz. Bence çoğunlukla erkeklerde alışkanlıkları devam ettirme ihtiyacı hele ki evli ve çocukluysa daha ön planda olur,  kadında ise başka bir kadına neden eşimi kaptırayım ki ,rahatımı neden bozayım (kaba tabiriyle) algısı vardır.

- Aynı anda birden fazla kişiye duygu beslemek, aşık olmak mümkün mü sizce?

DÇ: Evet mümkün sadece dereceleri ve tutku farkı olabilir. Birini yılların alışkanlığıyla, diğerine tutkuyla bağlı olabilirsiniz amaaa mutlaka biri daha ağır basar

- Sosyal yaşamın aşk üzerindeki etkisi nedir? Psikolojiyi nasıl yönlendirir? Nerelere sürükler insanları?

DÇ: Sosyo-ekonomik durum çok etkili, samanlık seyran olmuyor artık .  Samanlığın seyran olduğu dönemler geride kaldı bence çünkü yaşam eskisinden çok daha zor, eğer iki taraf fedakarlık yapabiliyorsa ilişki güzel gidebilir ama kadın annelik vasfından dolayı bir yerde yorulacaktır. Sadece çocuğuna anne olmak isteyecektir, o zaman da maddi sorunlar varsa aşk yerini başka şeylere bırakacaktır.

- Kitabınız okuyucuya ulaştıktan sonra nasıl tepkiler aldınız?

DÇ: Kadınlardan daha çok erkek okuyucularım genelde yazdığım şeylerde bana hak verdiler, yorumlarımı doğru buldular.

- Yeni bir kitap çalışmanız olacak mı?

DÇ: Evet yıllardır ilerisi için sinema senaryosu düşünüyorum

-Aşkı tadamayan insanlara bir mesajınız var mı

DÇ: Evet güçlü karakteri olan aşka bulaşsın aşk zayıflar için dünyanın çok büyük imtihanıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 




Bu haber 432 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER ART NEWS Haberleri

YAZARLAR
HABER ARA
HABER ARŞİVİ
resmi ilanlar
HAVA DURUMU
nöbetçi eczaneler
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
YUKARI YUKARI